MEDİKAL sektörün TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) bünyesindeki temsilcisi SEİS (Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası) Yönetim Kurulu Başkanı Metin Demir’i sendika merkezinde ziyaret edip tıbbi cihazcıların sorunlarını konuştuk. Metin Demir son Ankara Ticaret Odası meslek komitesi seçimlerine iştirak edip medikal sektör komitesine seçilmişti. Aynı zamanda TİSK yönetim kurulu üyesi olan sıkı bir sivil toplumcu, sosyal sorumluluk sahibi bir işadamı olarak tanınan Metin Demir’e ilk sorum; Tıbbi cihaz sektörü nereye gidiyor? Oldu. Söz Metin başkanda:
Dışa bağımlıyız
“MEDİKAL Sektör olarak maalesef yüzde 80-85 oranında dışa bağımlı bir sektörüz. Ülkemizde kullanılan tıbbi malzemeler yüzde 15-20 oranında yerli üretimle karşılanmaktadır. Tıbbi malzemeler yüksek teknoloji ve birçok disiplinin bir arada çalışmasını gerektiren bir alan. Ülkemizde kamu tıbbi cihaz alanına yeterli yatırım yapmamış ve üniversite sanayi işbirliği geliştirilememiştir.
Biz SEİS olarak yerli üretimi ve üniversite sanayi işbirliğini geliştirmek için neler yapabileceğimiz konusunda bir çalışma yaptık. Üniversitelerimizde birçok araştırmanın yapıldığını ve bunların araştırma projesi olarak kaldığını gördük. Bu araştırmaların sanayi ile buluşturulması ve ülkemiz ekonomisine kazandırılması, araştırmacıların desteklenmesi, özendirilmesi, teşvik edilmesi ve ödüllendirilmesi amacıyla Ulusal Tıbbi Cihaz Proje Yarışmasını düzenlemeye karar verdik. Bu yarışmamız artık gelenekselleşti diyebiliriz. Çünkü bu yıl Mart ayı içinde üçüncü yarışmanın ödüllerini vermiş bulunuyoruz. Bu yarışma da bize destek olan TÜYAP Fuarcılık Şirketine de teşekkür etmek isterim. “
Belimizi büküyor
“YERLİ olsun İthal olsun tıbbi cihaz sektörü olarak en büyük müşterimiz kamu kurumlarıdır. Üyelerimizin ürettiği ve sattığı ürünlerin hemen tamamının alıcısı üniversite hastaneleri ile Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerdir. Bu ünlerin bedeli de Sosyal Güvenlik Kurumu ve diğer kamu kurumları tarafından ödenmektedir. Ancak bu ödemeler sektörümüzdeki tedarikçi firmalara, mal tesliminden aylarca hatta yıllarca sonra yapılmaktadır. Sektörümüzdeki firmalar özellikle üniversite hastanelerine iki yıl önce teslim ettikleri ürünlerin bedelini tahsil edememişlerdir. Bu da firmalara çok ciddi bir finansman yükü getirmektedir. Kamuya sattığı malın bedelini tahsil edemeyen üyelerimiz, satmış oldukları malın faturasını kesmiş oldukları için bu fatura bedellerinin KDV’sini ve geçici vergisini birçok durumda da gelir vergisini ödemek zorunda kalmaktadırlar. En azından kriz döneminde geçicide olsa vergilerin tahakkuk anında değil de fatura bedelinin tahsil edilmesinden sonra ödenmesini sağlayacak düzenlemeler yapılabilir veya firmaların vergi ve sosyal güvenlik pirim borçları, kamu hastanelerindeki alacaklarından mahsup edilebilir.
Tabi ki asıl istediğimiz ve idarecilerden beklediğimiz, öncelikle sektörümüzün finansman sorununun çözümü için firmaların tahakkuka bağlanmış olan alacaklarının kamu hastaneleri tarafından bir an önce ödenmesini sağlamalarıdır.
Dünyayı sarsan ekonomik kriz sebebiyle oluşan ekonomik daralmanın istihdama olan etkisini azaltmak amacıyla da istihdam üzerindeki işveren yükü azaltılmalı en azından kriz döneminde sigorta pirimi işveren payı devlet tarafından karşılanmalıdır.
Yıllardır devam eden bir alışkanlıkla sağlık hizmet sunucuları tıbbi cihaz alımlarına yeterince ödenek ayırmamakta ve sektörümüzü finansör olarak kullanmaktadırlar. Kamunun ödemelerini geciktirmesi halinde herhangi bir hukuki yaptırımın olmaması dolayısı ile sektörümüz ödeme sırasında en sonlara konulmaktadır.”