İSRAİL'İN Kana'yı kana bulayan ve 37'si çocuk 65 kişinin ölümüne yol açan son cinneti, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye medyasında da doğal olarak büyük tepki görüyor.
Hemen hemen bütün gazeteler ve televizyon ekranları, insanlık dışı görüntüler eşliğinde katliamın haberlerini veriyor, yorumcular da tepkilerini ortaya koyuyor.
İsrail'in, kaçırılan askerlerini bahane edip önce Filistin, ardından Lübnan'ı vurmaya başladığı ilk günlerdi. Medyanın bir bölümü henüz konunun vehametinin farkında değlidi veya kamuoyunun pek ilgilenmediğini düşünüyordu.
Tıraş olduğum berberin kalfalarından biri, elindeki gazeteden fotoğraflı haberi benim gibi tıraş koltuğunda oturan müşterisine gösterip, "Bu bir vahşet... Ama basınımız yeterince ilgilenmiyor, kamuoyuna yansıtmıyor" diye yakınıyordu.
Sonra gazete haberini ve fotoğrafları bana da gösteriyor ve "Neyse ki siz bu konuda duyarlı davranıyorsunuz" diyordu.
Türkiye kamuoyu, Filistin meselesinde olduğu gibi, İsrail'in Lübnan'a saldırısıyla da yakından ilgiliydi.
Üstelik Türkiye kamuoyu, yaman bir ikilem içindeydi.
Bir yandan, askerlerine yönelik kaçırma eylemleri ile terörist saldırıları cezasız bırakmayan, olayın peşinden cesaretle giden İsrail'e "gıpta ile bakılıyor", diğer yandan bu ülke askerlerinin sivil, çocuk, masum ayrımı yapmaksızın vicdanları sızlatan ölçüsüzlükteki şiddeti, "lanet" okutuyordu.
ESKİ meslektaşım, daha sonra tekstil sektörüne girip iş dünyasını tercih eden dostum Numan Ceyhan, önceki gün telefonda, medyanın bu konudaki yoğunlaşmasını eleştiriyor.
Numan'ın son derece hassas yapısını, bin kilometre uzaklıkta, hiç tanımadığı bir insanın acısını veya mağduriyetini duyduğunda, gözyaşlarını tutamadığını bilen ve pek çok kez şahit olan biri olarak, ilk başta tepkisine şaşırdığımı belirtmek istiyorum.
Ancak o, her zamanki yüksek volümlü konuşma üslubuyla anlatmaya çalışıyordu:
"İsrail'in yaptığı korkunç bir şey. Çocuklar ölüyor, bunun kabul edilir yanı tabii yok. Lanetliyorum herkes gibi. Ama bu konuda Hizbullah'ın hiç mi kabahati yok? İsrail kadar, onlar da suçlu... Çocukların ardına saklanıyorlar, çocukları kullanıyorlar. İsrail de salaklık edip, oyunlarına düşüyor, dünya önünde suçlu oluyor."
Polis muhabirliğinden kalma tecrübesiyle Numan, Bekaa Vadisi'nde yuvalanan Türkiye düşmanlarının kirli faaliyetlerini hatırlatıyordu.
Bilumum solcu ve komünist örgüt militanlarının yıllarca terörist eğitimi aldığı Bekaa, daha sonra bölücü PKK hainlerine yataklık etmişti.
Türkiye'yi kana bulayanların hayat bulduğu bu melanet yuvasının her çeşit lojistiğini ne yazık ki eski Sovyetler Birliği ile Arap ülkeleri sağlıyordu.
Sovyetler kalmadı bugün, Arap ülkeleri ise kağıt üzerinde varsa bile, "gerçekte" neredeyse hiç olmamıştı!
*
ŞİMDİ denilecek ki, olmaz olur mu, üstelik kocaman bir Arap Birliği bulunuyor, nasıl bilmezsin?
Bakın, biliyorum... 1945'te kuruldu, tamı tamına 22 de üyesi var.
Var da, kağıt üzerinde var.
Yüz bilmem kaç milyon insan yaşıyor bu ülkelerde. İnsan problemi yok yani. Kelle başı hesabıyla insan gani...
Son hak dinin indiği bu mübarek topraklar üzerinde yaşayanlara, Allah dünyanın en büyük zenginliğini de vermiş.
Kazdıkları yerden, anında dolara çevirebildikleri kara altın fışkırıyor.
Bu parayla alamayacakları silah, kuramayacakları teknoloji yok.
Varlık içerisinde yüzüyorlar, ancak yoklar...
H
ANLAŞILIYOR Kİ, Allah vermiş vermesine de, eksik kalan bir şeyler var.
Eksik var ki, hepsi bir arada, birkaç milyonluk toplama İsrail ile baş edemiyorlar.
İki savaş teşebbüsünde de, tek uçaklarını havalandıramadan pes etmek zorunda kaldılar.
İşin sırrı, sadece ABD'nin İsrail'in yanında yer almasında olamaz. Dediğim gibi, paraysa para, nüfussa nüfus, tank-top-füze-uçaksa âlâsını alabilecek imkanları var.
Şunu hatırlatalım sadece...
Çanakkale'de, bu saydıklarımızın hiçbiri yoktu vatan savunmasındaki Mehmetçik'te...
Tank-top-tüfek-uçak-füzeden geçtik, ekmeğe katık edecek zeytin bile lükstü.
Ama bir yürek vardı, yürekler vardı ki, topun-tüfeğin mermileri yıkamıyordu.
Yürek, imanlı yürek de parayla satılmıyor ki alınsın!
İsrail'in karşısında yürekli ve adam gibi bir Arap devleti bulunsa, meydan terörist örgütlere kalmaz, o çocuklar da bugün belki yaşıyor olurdu.
NOKTA
Hükmedecek yürek yoksa beyin de beş para etmez.