YIL 1955. Amerika'nın Montgomery kenti. O yıllarda Amerikan yasalarına göre zenciler otobüste beyazlara yer vermek zorundadır. Zenciler bu durumdan oldukça şikayetçidir ama, yapabilecekleri fazla bir şey yoktur. Zenciler toplumdan tecrit edilmiş bir yaşam sürmeye mahkum edilmişlerdir.
İnsanlık dışı uygulamalar gün gelir kendi halinde sakin bir kadın olan Rosa Parks'ın canına tak eder. Rosa bir gün karanlığı delen önemli bir karar alır ve 'Ben artık otobüste beyazlara yer vermeyeceğim' der. Bu kararla sadece kendi hayatını değil, tüm zencilerin hayatını aydınlatan bir dönemi başlatır.
Nitekim ertesi gün otobüste bir beyaz Rosa'nın başında dikilir ve yer vermesini bekler. O buna aldırmaz. Rosa son derece kararlı bir tavırla yerini vermemekte direnir. Durumun gerginleşmesi üzerine şoför otobüsü en yakın polis karakoluna çeker. Rosa önce sorgulanır, ardından içeri atılır. Rosa Parks'ın bu davranışı ve uğradığı muamele önce tüm Montgomery'e, ardından da Amerika'ya yayılır. Tüm zencilere bir özgüven gelmiştir. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Zenciler insanca bir muamele için ayağa kalkar. Bu olay, Amerika'da vatandaşlık haklarının başlangıcı sayılır. Çok geçmeden, zencilerin beyazlara yer verme zorunluluğu ortadan kalkar. Uygulamaya son verilir.
Kıpırda, kendine gel...
ROSA Parks olayını neden anlattık... Her türlü haksız uygulama karşısında gerektiğinde 'yeter artık' demeyi bilmelidir. Yanlışlar sürüp gitmek zorunda değildir. Bir insan isterse kendisinin, ailesinin, ülkesinin veya insanlığın kaderini değiştirecek adımlar atabilir. Kimi konularda önayak olabilir. Kendinizi hiçbir zaman bir hiç olarak görmek anlayışında olmamalısınız. Tarihin seyrini değiştiren tüm olaylar, 'bu iş böyle gitmez' diyen insanların bir adımıyla başlamıştır.
Geçtiğimiz pazar günü yerel seçimler yapıldı. Hafta içinde devir teslim törenleri tamamlandı. Verdiğimiz oylarla, topluma hizmet etmeye talip olduğunu taahhüt eden insanları seçtik. Bu taahhüdün gereğini yerine getirmek onların görevi, bunu kontrol etmek ise toplumun sorumluluğudur.
STK'lar işbaşına...
DEMOKRATİK bir ülkede iktidarı ve yönetenleri denetleyen sadece muhalefet partileri değildir. Olmamalıdır. Demokratik bir ülkede siyasetin ve toplumsal hayatın ağırlık merkezini Sivil Toplum Kuruluşları (STK'lar) oluşturur. STK'ların gözü sadece iktidarın üzerinde olmaz. Muhalefeti, kamu kurumlarını ve toplumsal hayatın bütününü ilgi alanlarının içine alırlar ve denetlerler. Daha da önemlisi, bu kurumlarla işbirliği içinde ülkenin kalkınması ve toplumsal yaşamın her kademesinde bireylerin aktif ve katılımcı olması için faaliyet gösterirler.
Aklın yolu bir
BİR önceki yazımda; Kimi çevrelerin bana yar olmayan iktidar başkasına da yar olmasın anlayışıyla AKP'nin önünün antidemokratik yollarla kesilmesi arzularını hayretle izliyorum demiştim.
12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren, her sorunun karşısında ordudan yardım istenmemesini, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ikide bir, bu gibi şeylerle uğraştırılmamasını, bu görevleri asıl yapması gerekenlerin sivil toplum örgütleri olduğunu söylemiştir.
İzmir Balkan Dernekleri Federasyonu yetkililerinin kendisini ziyaretinde konuşan 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren; 'sivil toplum kendine düşen görevleri iyi bilmeli, bir araya gelerek, devletin yapamadığı, beceremediği veya yapmaya muvaffak olamadığı işlerde devlete yardımcı olmalıdır' demiştir.
Özgür toplum, örgütlü toplumdur. Demokrasinin en gelişmiş örneklerini veren Batı Avrupa ülkelerinde nüfusun 3- 4 katı STK mensubu varken (bir kişi en az 3-4 ayrı STK'ya üye demektir), Türkiye'de STK'lara üye olanların toplam sayısı nüfusumuzun 10'da 1'i kadardır.
Demokrasi; böyle gelmiş böyle gidercilerin değil, 'böyle gitmesine izin vermemeliyiz' diyen cesur yüreklerin rejimidir. Sorumluluğu başkasına yıkarak yan gelip yatmak ve ülke sorunları karşısında seyirci kalmak demokratik anlayışla bağdaşmaz.
Yerel yönetimlerin yarın itibariyle yeni bir heyecan ve dinamizmle görevi başlayacak olmalarını fırsat bilerek, elbirliği içinde ülkenin meselelerine sahip çıkmalıyız. Kabadayılık veya havalecilikle değil, uzlaşma ve çalışmayla.