11 EYLÜL’de İkiz Kule’ye uçaklar saldırdığında, Amerikan Başkanı Bush’un ilk icraatı, Hollywood yapımcılarını Beyaz Saray’a davet ederek, Amerikan halkının kırılan onurunu tamir etmelerini istemek oldu. Nitekim, yapımcı Alain Brigand, 11 ülkeden seçtiği 11 yönetmenle, tarihi olayın gününe vurgu yapmak üzere, 11 dakika 9 saniyelik kısa filmlerle hemen işe koyuldu. Şu an vizyonda olan ve izleyicilerin yoğun ilgisini çeken iki film var sinemalarda. İlginçtir, afişleri yan yana duran her iki film de aynı temayı işliyor: İntikam.
Bunlardan ilki yabancı yapım. 23 Aralık’ta dünyada sessiz sedasız girdi vizyona. 2005’in önemli yapımlarından sayılan ve daha şimdiden Oscar’a aday gösterilen Münih filminden bahsediyorum. Steven Spielberg imzalı film, 1972’de Filistinlilerin Münih Olimpiyat Köyü’nü basarak İsrailli sporcuları öldürmelerinin ardından, İsrail’in bir intikam timi kurarak, olaydan sorumlu tuttuğu 11 Filistinli’yi öldürmek için harekete geçmesini konu ediyor.
Bahsini edeceğimiz ikinci film, Cuma günü vizyona giren Kurtlar Vadisi Irak filmi. Kurtlar Vadisi’nin televizyonlarda yayınlanan bölümlerini hiç izlemedim. Fakat akademik çalışma alanım kitle psikolojisi ve kamuoyu oluşturma teknikleri olunca, Kuzey Irak’ta 11 Türk askerinin başına çuval geçirilmesi olayının intikamını almayı konu eden filmin, izleyici üzerinde nasıl bir etki oluşturacağını doğrusu merak ettim ve kayıtsız kalamadım. Türk izleyicisinin, yüzlerce defa seyrettiği halde Kemal Sunal filmlerinden neden usanmadığını da, sosyolojik bir analiz çerçevesinde kitaplaştırmıştım.
Nasıl bir gençlik...
FİLME iyi ki gitmişim. Doğrusu ilginç gözlemlerle ayrıldım. Tıklım tıklım dolu olan sinema salonuna göz gezdirdiğimde ilk dikkatimi çeken, en az yüzde 80’inin 25 yaş altında olmasıydı. Kız erkek oranı yarı yarıyaydı. Uzun yıllardır yediği, içtiği, giydiği, izlediği, dinlediği müziğe varıncaya kadar Amerikan kültür bombardımanı etkisinde olan gençliğin, nasıl oluyor da, Amerika’dan bu kadar nefret etme noktasına geldiğini film süresince hayretle gözledim. Bunu sadece çuval olayına bağlamak yanlış olur.
Amerika’nın Irak’ta sergilediği vahşeti gözyaşlarıyla izlediler. Dikkat çekici olan, Müslümanlara zulmeden, sivil halkı katleden Amerikan askerlerinin öldürüldüğü sahnelerde salonda alkış sesleri yükselmesiydi. Seyircinin en gerildiği an da, Amerikalı komutanın, “Biz İsa’nın çocuklarıyız...” sözüne karşılık, Polat Alemdar’ın ekip arkadaşı Memati’nin söylediği; “O.... çocukları” sözü salonda uzun süre alkışlandı. Film boyunca gergin dakikalar geçiren seyircinin sinemadan çıkarken mutlu ayrılmasını sağlayan en önemli kare, Polat Alemdar’ın, eline aldığı hançeri, izleyicinin “vur, vur” sedaları arasında, Türk askerinin başına çuval geçiren Amerikalı komutana saplamasıydı.
Amerika’yı kendi silahıyla...
YAZININ başında da belirttiğim gibi, Hollywood Amerika için sadece bir film endüstrisi değildir. 1991’i takip eden 10 yılda Amerikan yönetimi, ülke ve dünya kamuoyunu öncelikle 11 Eylül saldırılarına, sonra da, Avrasya operasyonlarına Hollywood aracılığıyla ustaca hazırladı. 11 Eylül saldırılarının hemen öncesinde Amerikan milliyetçilik duygularını perçinleyen Pearl Harbour filmi ABD Savunma Bakanlığı desteğiyle yeniden çekildi. Irak işgali öncesinde de, yine Savunma Bakanlığı destekli Black Hawk Down (Kara Şahin Düştü) ve We Were Soldiers (Bir Zamanlar Askerdik) adlı Amerikan milliyetçilik duygularını zirveye taşıyan büyük yapımlar ardı ardına vizyona girdi. Son aylarda vizyona giren Hollywood Filmleri, 2005 yılı ve sonrası Amerikan dış politikasının ipuçlarını veriyor. Türkiye ilk kez, gerçek hayatta uğradığı bir saldırının sanal dünyada intikamını alma peşinde. Filmi izlerken gözlenen bir gerçek var ki, çuval olayının Türk halkının yüreğinde açtığı yara derin görünüyor. Bana sorarsanız, bu film bu acıya merhem olmaya yetmez.