DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül geçen günlerde, kimi basın organlarını yabancı servislerin telkinlerine açık olmakla itham etti. Bakanın üslubu sert olsa da, içeriğinin çok yanlış olduğunu söylemek mümkün değildir. Basın üzerindeki dış etkiler sadece ülkemizde değil, tüm dünyada tartışılmaktadır.
Bu köşenin müdavimleri bilirler. 13 ay önce (10 Şubat 2005'te) kaleme aldığımız Kiralık Gazeteciler başlıklı yazımızda konuya ilk temas edenlerden olmuştuk. Yazının büyük ilgi görmesi üzerine, konu üzerindeki çalışmalarımızı derinleştirmeyi, hatta kitap haline getirmeyi düşündük. Doğrusu malzeme bolluğu karşısında biz de şaşırdık. İlginç bilgilere ulaştık.
New York Times'ın 14 Aralık 2004 tarihli haberinde, ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) propaganda savaşına ağırlık vereceği, yabancı ülkelerdeki kamuoylarını yönlendirmek için bilgi yönetiminin ve manipülasyonun ne ölçüde yapılması gerektiği konusunun çok üst düzeyde tartışıldığı, hatta müttefik ülkelerde de örtülü propaganda kampanyaları uygulanmasının kararlaştırıldığı bilgisine yer verildi. Haberde ayrıca; gazetecilere yanlış ya da uydurma haberler sağlayan Pentagon'daki Stratejik Nüfuz Ofisi'ne ait bilgiler de yer aldı. Türkiye var mı?
BAHSİ geçen müttefik ülkeler arasında Türkiye var mıdır, eğer varsa bu plan Türkiye'de nasıl uygulanmıştır bunu elbette bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey varsa, o da; basının kamuoyu oluşturmaktaki gücünün yerel ya da küresel aktörlerin yoğun ilgi alanına girdiği ve buna kayıtsız kalamadıklardır.
Hatta Amerikan Hükümet çevreleri bu konuda o kadar ileri gitti ki, ABD Başkanı George Bush 27 Ocak 2005'te yapılan kabine toplantısında bakanlarından, politikalarını desteklemeleri karşılığında köşe yazarı satın almaktan vazgeçmelerini istedi.
Irak'ta durum...
LOS Angeles Times'ın 30 Kasım 2005'te manşetten verdiği özel haberde, Bağdat'ta Korgeneral John R. Vines tarafından komuta edilen Enformasyon Operasyonları Özel Kuvveti tarafından yazılan haber ve makalelerin Arapçaya tercüme edilerek özel bir şirket yardımıyla Bağdat gazetelerine servis edildiği bilgisine yer verildi. Hatta operasyonu yürüten birimin, bazı gazeteleri satın aldığı, bazı radyoların kontrolünü ele geçirdiği yazıldı.
Haberde ayrıca Amerikan Ordusu tarafından Irak basınına verilen haberlerin bağımsız gazeteciler tarafından yazılmış tarafsız haberler gibi sunulduğu, Amerikan'ın Irak'taki uygulamaları övülürken, direnişçiler kötülendiğine de yer veriliyordu. Los Angeles Times ayrıca, yılbaşından bu yana Irak gazetelerine, Amerika'nın bölgede kontrolü kolaylaştıracak düzinelerce haber yayımlaması için para ödendiği, bu paraları medyaya dağıtanların kendilerine çoğu defa reklam yöneticisi süsü verdiğini yazdı. Günah çıkartmak...
IRAK Savaşı öncesi Amerikan yönetiminin tüm açıklamalarına sanki doğruymuş gibi yer veren aralarında Türk medyasının da bulunduğu dünya basınının, bugün günah çıkarması sonucu değiştirmiyor. Irak'ta akan her kanda, olası operasyonu meşru ve mazur gösteren yayınların payını inkar etmek mümkün değildir. Önce kalemlerin ucundan damladı kan... Ardından silahlar ateşlendi...
Hamas liderinin Türkiye ziyareti sırasında yazılıp çizilenleri, ya da Türkiye bir konuda inisiyatif almak istediğinde gösterilen tepkileri bir de yukarıdaki bilgiler çerçevesinde düşünün. Müttefik ülkelerin basınıyla da ilgilenmeyiz diyen Amerikalı yetkililer acaba Türkiye'yi pas geçmiş olabilirler mi? Hele buna çanak tutmaya hazır çok sayıda gönüllü varken...
Olaylara tepki göstermek kadar, kimin neyi, neden yazmış olabileceğinin üzerinde de kafa yorulmalı.
Atatürk ne yapmıştı biliyor musunuz? Mondros Mütarekesi sonrası İstanbul işgal edildiğinde, sadece İstanbul Hükümeti değil, İstanbul basını da işgalcilerin kontrolüne girmişti. İstanbul basınında işgalciler lehinde haberler yayınlanmaya başlayınca, Mustafa Kemal İstanbul basınının Anadolu'ya girmesini yasakladı.
Mesele bu kadar ciddidir.