BAŞBAKAN öfkeli. Başbakan gergin. Başbakan daha şimdiden böyleyse, işler ters gitmeye başladığında hali nice olur acaba diye düşünmemek elde değil.
Başbakanlık makamı icraat makamıdır. Eleştiriden çok özeleştiri ister. O makamda hiçbir mazeret, başarının yerini tutmaz. Kimi bakanların olduğu gibi, çoluk çocuğum ne yiyecekler düşüncesi değil, halkım arasında acaba, bu gece aç ve açık yatanlar oldu mu endişesi ağır basmalı. Milletin verdiği emanetin hakkını yeterince verebildim mi sancıları uykuları kaçırmalı. Başarı ancak o zaman gelir.
Rüzgâr ters esmeden
BAŞBAKAN Erdoğan önceki gün yine basını suçladı. Hükümetin olumlu icraatlarını yansıtmamakla eleştirdi. Asıl gözden kaçırılmaması gereken, yapılan olumsuzlukların da basında kendine yer bulamadığı gerçeğidir. Rüzgârlar hükümet lehine esmiyor gibi görünse de, şu an için basında ters rüzgârlar estiğini söylemek de mümkün değildir.
Keşke Başbakan’ın danışmanları kendisini uyarsalar ve deseler ki; Efendim, biz yaşımız gereği medya siyaset ilişkilerinin bizden önceki dönemine bizzat tanıklık edemedik. Ama çok partili siyasal yaşamın son elli yılına dair yaptığımız araştırmalarda, iktidarımızın en büyük şansının sadece güçsüz muhalefete değil, aynı zamanda etkisiz basına sahip olduğunu da gösteriyor. Bizden önceki siyasetçiler gazeteci erbabıyla poker oynar, havuzda birlikte yüzer, yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş. Hatta dış gezilerde birlikte yeni mekânlar keşfine çıktıkları olurmuş. Aralarında o kadar samimi dostluk varmış yani. Buna rağmen gazeteler hem nalına hem mıhına vurmaktan geri kalmazmış. Birazcık naz etti mi iktidar sahipleri, diğer partilere kur yaparlarmış.
Biz onu yapmadığımız halde, Allah’ın lütfuna bakınız ki, iktidara değil, muhalefete muhalefet eden bir basına sahibiz. Hatta şahsınıza hakaretten milyarlarca lira tazminat ödediği halde, bugün sizi öve öve bitiremeyen yayın yönetmenleri var. Bunlardan biri daha birkaç gün önce, bundan daha iyisini nerden bulacağız. Erdoğan giderse kim gelecek diye yazdı. Bu durumda bizim yapmamız gereken, bu medyayı eleştirmek değil, onca hatamıza ve günahımıza rağmen bizi yerden yere vurmayan şu nezih basını ödüllendirmek olmalıdır. Hatta Hükümet Sadakat Madalyası adıyla bir ödül bile ihdas edebiliriz. Bizim için daha ne yapsınlar ki Efendim? demeliler.
Basın cephe açmadı
BAŞBAKAN Erdoğan, kulağına kadar gelen kimi olumsuz haberlerin basın merkezlerine ulaşmaya başladığını muhakkak biliyordur. Hatta gerginliğinin ondan kaynaklanmış olabileceğini yazanlar da var. Buna rağmen, bir medya muhalefetinden söz etmek mümkün değildir.
En çok izlenen televizyon kanallarına bakınız. Ülkenin gerçek gündemi olan işsizliği, yoksulluğu, yolsuzluğu tartışan program göremezsiniz. Aykırı düşünenlere kapalı ekranlar.
Kabine üyeleri arasında en çok eleştirilen isimlerin başında gelen Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile ilgili ilk haberleri, hatırlarsanız Tercüman vermişti. Diğer basın, kaynak gösterme hassasiyetinden değil, doğrudan kendileri yazma cesareti gösteremediğinden, Tercüman’ın haberine göre diye verdiler başlangıçta villa haberlerini.
Tıpkı, mütevazı bir internet sitesinde yer alan eleştirileri gazete manşetlerini süsleyen Ali Bulaç ve Kenan Çamurcu’nun yorumlarında olduğu gibi. Medya bu eleştirileri iktidara doğrudan yöneltemediğinden, falancalar AKP iktidarı hakkında şöyle dediler... diye verdiler haberi. AKP’ye karşıdan cephe açma cesareti gösteremediklerinden, kanatlardan göstermelik taarruza geçtiler. Üstelik başkalarının sırtına binerek.
Medya siyaset ilişkilerinin hep böyle gideceğini sanmak eşyanın tabiatına aykırıdır. Tarihi tecrübeler, Ankara’daki güç dalgalanmalarında ilk savrulan kurumların başında medyanın geldiğini gösteriyor. Şuraya yazıyorum. O günler de çok uzak değildir.
Başbakan Erdoğan daha önce hiçbir iktidara nasip olmayan mevcut basının duruşunu gerçekten çok arayacak. Vakit varken, dün kendisine sövenlerin bugün övmesinin keyfini çıkarsın. Çünkü işlerin yarın nasıl gelişeceğinin garantisi yoktur.