2 Eylül 2010, Perşembe
Yazarlar
 Anasayfa
 Yazarlar
 Dizi / Röportaj
 Güncel
 Politika
 Ekonomi
 Gündem
 Sağlık
 Magazin
 Dünya
 Spor
 TV Yayın Akışı
 Hava Durumu

Arama

  Ara

 Arşiv
 

ÇOK OKUNANLAR

 
7  17 27  30 35  46
11/04/2009
 
2 12 14 25 26 2
15/04/2009

 

GÜNDEMİN İÇİNDEN
   
İbretlik ölümler...

09.07.2006

OSMAN ÖZSOY
osman.ozsoy@tercuman.com.tr


    ÜLKEMİZDE tabutların üzerine örtülmesi adetten olan yeşil bir örtü vardır. Üzerinde yazılı olan ayette mealen, her canlının bir gün muhakkak ölümü tadacağı anlatılır.
Evet, ölüm her canlı için mukadder bir sondur. Fakat kimi zaman öyle ölümler vardır ki, geride kalanlara bir mesaj verir. Bu tür ölümlerden birinin hikâyesini dün dinledim. Anlatılanlar bazıları için tartışmaya açık konular olabilir. İnanan olur, inanmayan olur. Takdir elbette okuyucunundur.
1960’lı yılların ortalarından itibaren başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine çok sayıda vatandaşımız çalışma amacıyla gitti. Emekli olduklarında geri dönmeyi düşündüklerinden, tasarruf ettikleri paralarla ilk yaptıkları iş, memleketlerine güzel birer ev yaptırmak oldu.
Fakat hesaplar tutmadı. Gittikleri ülkelerde zamanla çoluk çocuğa, torun torbaya karıştılar. Onlar da oralarda iş güç sahibi oldu. Geride bıraktıkları anne babaları, hısım akrabaları da geçen zaman içinde hayatlarını kaybedince, geri dönmeleri için çok da nedenleri kalmadı. Çocukları ve torunlarıyla oralarda kalmayı tercih ettiler.
Almanya’da bir Erzurumlu...
ERZURUMLU Mehmet Laçin de bunlardan biriydi. Almanya’ya ilk giden Türk işçilerindendi. Almanya’nın Berlin şehrine adım attığı ilk günden son nefesine kadar burada yaşadı. Yıllar evvel Almanya’ya tek başına gelmişti. Emekli olduğunda aile nüfusu çocukları ve torunlarıyla birlikte 43’e ulaşmıştı. Eşini alıp dönmeyi değil, çocuklarıyla kalmayı tercih etti.
Erzurumlular milli ve manevi değerlere saygısıyla tanınan insanlardır. Mehmet Laçin de her Erzurumlu gibi ömrünün sonuna kadar bu özelliklerinden taviz vermedi.
Bir yandan çoluk çocuğunun nafakasını çıkarmak için çalışırken, öbür yandan gurbette yaşayan vatandaşlarımızın çocukları kültürel erozyona maruz kalıp eriyip gitmesinler diye arkadaşlarıyla birlikte çabaladı. Maaşlarından artırdıkları paralarla oralarda mescitler, kültür merkezleri açtılar. Çocuklarına milli ve manevi değerleri öğretecek görevliler tuttular.
Emanete saygı...
MEHMET Laçin yaklaşık bir yıl önce kanser hastalığına yakalandı. Uzun süren tedavi süreci derdine derman olmaya yetmedi. Yakalandığı hastalığın kendisini ölüme sürüklediğini hissettiği an, çocuklarından bir istekte bulundu. Kurduğu caminin dernek başkanlığını da kendisi yürütüyordu. Harcamaları titizlikle yaptığından, Almanya’daki birçok mescit borç batağında iken, kendi mescitlerinin bankada yaklaşık 30 bin Euro parası vardı. Görevi teslim etmeyi düşündüğü şahsa verilmek üzere nereye ne kadar para verileceğini tek tek not etti ve zarflara yerleştirdi.
Çocukları bunlarla uğraşırken aradan günler geçti. Ölümünün an meselesi olduğunu hissetmişti. Ellerini her zamanki gibi dua için kaldırdı ve Allah’ım bana bir gün daha müsaade et, ruhumu ondan sonra teslim al... dedi. Çocukları ertesi günü meselenin tamamen halledildiği haberini verdiklerinde, Allah’ım sana şükürler olsun... dedi. Çocuklarına dönerek, Artık Allah’tan başka kimseye borcum yok... dedi ve birkaç dakika sonra 10 Haziran akşamı ruhunu teslim etti. Cenazesine çok sayıda Alman da katıldı.
Biz buradayız...
MEHMET Laçin dini hassasiyetleri yüksek bir insandı. Kanser tedavisi için kemoterapiye girmeye başladığında, vücudundaki kılların döküleceğini öğrendi. En çok sakallarının dökülecek olmasına üzüldü. Sakalı, sünnet olduğunu düşündüğü için bırakmıştı. Gerçekten de zamanla saçları dâhil bedenindeki kıllar döküldü. Fakat sakalına bir şey olmadı. Ölümünden az evvel çekilen son resmini gördüm. Sakalları olduğu gibi duruyordu.
Mehmet Laçin’in ailesi ve arkadaş çevresi geniş olduğundan kalabalıklardan hoşlanırdı. Işın tedavisi için kendisini karanlık odaya ilk aldıklarında, ruhu daraldı. İçine düştüğü hale üzüldü. Ölümden de beter diye düşündü. Her zamanki gibi ellerini kaldırdı ve Allah’ım, bir kabri andıran bu ortamda beni yalnız bırakma... dedi. Çıktığında hüngür hüngür ağlıyordu. Çocuklarının ısrarlarına rağmen neden ağladığını onlara söylemedi. Günler sonra ilahiyat mezunu yeğeni Harun Bulut’a durumu anlattı. Hz. Peygamber ve bazı önde gelen arkadaşlarının kendisine o gün eşlik ettiğini söyledi.
Nur içinde yatsın.







 






 
1.Sayfa | Hayattan | Gündem  | Yazarlar | Politika | Ekonomi  | Dünya  | Aktüalite  |  Spor | Künye


En basarili belediye baskanini siz seçin