ASLINDA üzerinde uzun zamandır çalıştığım bu konuyu, 30 Mart Perşembe günü yayınlanmak üzere aynı başlıkla kaleme almış ve gazeteye göndermiştim.
Fakat Bingöl - Muş sınırında yapılan operasyonda ölü ele geçirilen 14 teröristten 4'ünün cenazesinin Diyarbakır'da defnedilmesinden sonra, bölgedeki bazı illerin yanı sıra İstanbul'da da yaşanan şiddet gösterileri ve ölümle sonuçlanan olaylar üzerine yazı konumu değiştirdim ve Terörist dağdan indi bağı zorluyor başlıklı yeni yazımı gazeteye gönderdim.
O günden sonra, Cumhurbaşkanı Meclis'i feshedebilir düşüncemi daha da pekiştiren durumlar ortaya çıktı. Nitekim Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 12 Nisan'da Harp Akademileri Konferansı'nda yaptığı konuşmada, yetkilerini sonuna kadar kullanacağına dair net mesajlar verdi.
Bu konuşma vesilesiyle konuyu yeniden ele almayı düşünürken, bir başka güncel mesele araya girdi. Emin Çölaşan ve Emine Erdoğan'ın ortak kaderi başlıklı 13 Nisan tarihli yazımda, Emin Çölaşan ile ilgili tartışmalar nedeniyle eşi Tansel Çölaşan'ın Danıştay başkanlık seçimlerini kaybedebileceğini anlattım. Daha da gecikmeden, bu konudaki tespitlerime bugün yer vermek istiyorum. Cindoruk ne yapmıştı?
MALUM, Anayasa'ya göre seçimler 5 yılda bir yapılıyor. Meclis başkanları da bu 5 yıllık dönemde önce 2, ardından 3 yıl için bu göreve seçiliyorlar. 1991 Genel Seçimleri'nin ardından Hüsamettin Cindoruk 16 Kasım 1991'de ilk 2 yıl için Meclis Başkanı seçildi. 16 Eylül 1993'te kalan 3 yıl için bu göreve yeniden seçildi. 1996 yılı sonuna kadar Cindoruk'un Meclis Başkanlığı yapmasının önünde engel kalmadı.
4. yılın sonunda Cindoruk herkesi şaşırtan bir karar aldı. 1982 Anayasası'na göre seçimlerin 5 yılda bir yapılması öngörülüyorsa da, Cumhuriyet kurulduğundan beri seçimlerin 4 yılda bir yapıldığı, 1982'den sonra da bu teamüle riayet edildiği gerekçesiyle, dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in karşı çıkmasına rağmen 1 Ekim 1995'te Meclis Başkanlığı'ndan istifa etti ve erken seçime giden yolu açtı.
Nitekim Meclis, erken seçimin 24 Aralık 1995'te yapılması hükmünü de içeren Seçim Yasası'nı 26 Ekim 1995'te kabul etti. Sezer ne yapar?
ANAYASANIN 104. Maddesi, Cumhurbaşkanının, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar verebileceği hükmünü içeriyor. Bu açık hükme rağmen bazı hukukçular, Anayasa'nın, TBMM Seçimlerinin Cumhurbaşkanınca Yenilenmesi başlıklı 116. Maddesi'nin, Cumhurbaşkanının bu yetkisini hangi koşullarda kullanacağını düzenlediğini ve Meclis'i re'sen feshetmeye ve seçime götürmeye yetkisi olmadığını söylüyorlar. Ben 2 nedenden dolayı aynı düşüncede değilim.
Birincisi, 116. maddenin, Meclis'in güvenoyu alacak bir hükümet çıkaramaması gibi durumlarda Cumhurbaşkanı'nın nasıl devreye gireceğini düzenlediğini düşünüyorum.
İkinci değerlendirmem ise Sayın Sezer'e yönelik. Sayın Sezer bir devlet krizine sebep olma pahasına, hükümetle çatışmayı göze alabilen bir yapıda. Nitekim 2001 Şubat ayındaki o meşhur MGK toplantısında, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'le tartışmış ve Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik ve sosyal krizi patlamıştı. AKP karşıtlığı
57. Hükümet'in akıbetini de hazırlayan o krizin taraflarından olan Sayın Sezer'in, Erdoğan başkanlığındaki AKP Hükümeti'ni zorlayacak bazı kararlar alması sürpriz olmaz. Ankara'daki tablo, Çankaya seçimleri öncesi AKP açısından işlerin o kadar kolay yürümeyeceğinin alametleriyle dolu.
Genelkurmay Başkanlığı 2000 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi 14 Nisan 2000'de; Cumhurbaşkanı seçimleriyle ilgili olarak, silahlı kuvvetlerin hiçbir fikrinin veya değerlendirmesinin olmamasının düşünülemeyeceği açıklamasında bulunmuştu.
Cumhurbaşkanı Sezer'in Meclis'i feshederek seçime götürmesinin seçmen tepkisi nedeniyle AKP oylarında bir artış ortaya koyabileceği öngörülebilir olsa da, buna rağmen AKP'nin şimdiki sandalye sayısına ulaşma ihtimali düşük görünüyor. Üstelik o tür kriz anlarında seçmen sağduyusu, gerilim yatışıncaya kadar bir orta yol arayışında oluyor.
Türkiye'yi gerilimli günlerin beklediğini tahmin etmek güç değil. Demokraside bunu aşmanın yolu güç tazelemek, yani seçime gitmektir. Rejimi kesintiye uğratan 1960 ve 1980 darbelerinin ortak yönü, gidilmesi gerektiği zamanda seçimlere gidilememesi olmuştur. Türkiye tarihsel tecrübelerini göz önünde tutmalıdır.