HAMAS lideri Halid Meşal’in Ankara ziyaretine gelen tepkilere bakılırsa, Hükümete yönelik en ağır eleştirilerin dış dünyadan değil içeriden geldiği görülüyor. Basında en ağır yazıyı Ertuğrul Özkök kaleme aldı. Siyaset kulvarında da CHP lideri Baykal ziyarete sert tepki gösterdi.
Ziyarete ilişkin eleştirilerin ortak noktasını, ne derler psikozu oluşturuyor. Nitekim Özkök, 17 Şubat tarihli; Hangi aklıevvel başlıklı yazısında; Dışişleri’nde, bu dâhiyâne diplomatik adımı engelleyecek hiç mi aklı başında insan kalmadı diye sorduktan sonra, Benim aldığım hava hiç de öyle değil. Ya ABD? Hatta Almanya? Onlar ne düşünüyor? diye yazdı. Ardından yazısını şöyle tamamladı: Özetle şunu söylüyorum. Bu amaçsız diplomasinin bir bedeli var...
Ertuğrul Özkök’ün ifade ettiği bedel sözcüğü bana çok tanıdık geldi. Özkök’ün yazısından sadece 1 gün önce Çetin Altan’ın yazısını okurken, gerçekten ağır bedel ödemişler diye düşünmeme neden olan şu satırlarla karşılaşmıştım. Çetin Altan 16 Şubat tarihli yazısının sonunda; Acaba Menderes, dış politikada kuşku yaratacak bazı demeçler vermeseydi; başına gelenler, yine gelir miydi, kim bilir diye soruyordu.
Ülkemizde cesur işlere imza atan siyasetçilerimizin akıbetini Menderes’e benzetmek moda gibi. Özal ve Erdoğan bu hatırlatmadan en çok payını alanlar arasında.
Hani tepki?
DÜN hiç üşenmedim ve biraz arşiv karıştırdım. Hamas lideri Halid Meşal’in Ankara ziyaretine en ağır eleştiriyi yapan Ertuğrul Özkök’ün, yakın geçmişteki bir olaya ne tepki verdiğini merak ettim.
Hatırlanacağı gibi, ABD Başkanı Bush, 25 Ekim 2005’te, yerel kıyafetler içindeki Kürt lider Barzani’yi Beyaz Saray’da ağırlamış ve kendisini Kürdistan bölgesel hükümetinin başkanı sayarak hitap etmişti. Yani Türk basını Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmasına izin verilemeyeceğini yıllar yılı ağzına perseng ederken, Amerikan Başkanı Bush işin adını çoktan koymuştu bile.
Türkiye’nin bölgeye yönelik tüm hassasiyetine rağmen, Amerikan Başkanı Bush’un bu yaklaşımına Özkök’ün ne yorumda bulunduğuna gelince... Beyaz Saray’daki görüşme 25 Ekim’de gerçekleşmiş. Özkök 26 Ekim’de karikatür konusunu, 27 Ekim’de Malatya çocuk yuvasındaki rezaleti, 29 Ekim’de zeytinyağı konusunu, 30 Ekim’de erkeği elde tutma korkusunu kaleme almış. Yâni, Barzani’nin Beyaz Saray’da Hükümet Başkanı sıfatıyla karşılanması konusunda iki çift lâf etmemiş. Bölgede ne oluyor, Türkiye’nin çıkarları ne olacak diye sormamış.
Ortak bedel...
DEMEM o ki, bu ülkenin belli bir noktaya gelmesi için sadece siyasetçiler değil, basın mensupları da bir bedel ödemeyi göze almak zorunda. Tıpkı Uğur Mumcu’nun olduğu gibi. Yoksa yanı başımızda Kürt Devleti kurulurken, zeytinyağının faydalarını, erkeği elde tutmanın yollarını anlatarak olmaz bu işler. Birileri elini taşın altına koyup bir şeyler yapmak istediğinde, ne derler, iyi düşündünüz mü diye içlerine korku salarak korunmaz bu ülkenin çıkarları. Hepimiz aynı hassasiyette olmalıyız.
Hani yazılmayacaktı?
CUMA sabahı az sayıda gazeteciyle birlikte, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin konuğu olarak Swiss Otel’de kahvaltılı toplantıda bir araya geldik. Gazeteci Yalçın Doğan, yazılmamak kaydıyla soruyorum diyerek, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın çocuklarının ticari hayatına ilişkin bir soru yöneltti.
Bakan önce konuya bulaşmak istemediğini gösteren bir beden dili yansıttı, ardından da cevapsız bırakmamak için, imalı yollarla da olsa bir şeyler söyledi. Baktım, yazılmamak kaydıyla diye sorulan sorunun cevabı toplantıya katılan meslektaşlarımızın sütunlarında yer almış. Böyle olmamalı diye düşünüyorum.
Bakanın açıklamalarında en çok dikkatimi çeken, Hükümetin Acil Eylem Planı’nda yer alan kamu kurumlarına ait lojman ve dinlenme tesislerinin satışına ilişkin sözleri oldu. Kamu kurumları arasında en çok tesis Orman Bakanlığı’nda bulunmasına rağmen, bakanlık bunların tamamının satışını gerçekleştirmiş. Çok az bir kısmını da kiraya vermiş. Kiraya verilenlerden yıllık 70 milyon YTL kira elde ediliyormuş. Ne diyelim, darısı diğer kamu kurumlarının başına.