GAZETECİ Ertuğrul Özkök, Genelkurmay’ın son açıklamasını değerlendirdiği dünkü yazısında, bildiriyi zamanlama ve içerik açısından tasvip etmediğini, bütün sivil kurumlar sorumluluk içinde davrandığı halde, niye böyle bir çıkış yapıldığına anlam veremediğini ifade etti. Ardından; Öyleyse geriye o malum kitle kalıyor. Yâni Genç subaylar. Herhalde onları sakinleştirecek bir çıkış gerekiyordu. Bu da iyi bir şey olmadı... diye yazdı.
Son tartışmalar da gösteriyor ki, Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça ülke giderek daha da gerilecek. Kurumlararası sürtüşme artacak.
Kurulu düzen, Turgut Özal’ın sivil cumhurbaşkanlığını hazmetmekte epey zorlandı. Özal’dan önceki 7 Cumhurbaşkanı’nın 6’sı askerdi. Cumhurbaşkanları’nın asker kökenli olması gelenekselleşmişti. O kadar ki, askeri liseye yazılan bir öğrenci, meslekte nihai aşamasını Genelkurmay Başkanlığı olarak değil, Çankaya olarak görürdü. Bu elbette mümkündü. Tartışmalar, bunun öncelikli hak olarak algılanmasında yaşanıyordu. Nitekim Çankaya ne zaman boşalacak olsa, akla ilk gelen adaylar, görevdeki genelkurmay başkanları oldu.
Bu da bir ihtimal...
Cumhurbaşkanı seçiminin yapılacağı 2007 yılı Nisan ayında, Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda kuvvetle muhtemel ki, bugünün Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt oturuyor olacak. Bu olasılık aynı zamanda, Büyükanıt Paşa ismi etrafında yürütülen tartışmaları kavramımızı da kolaylaştırıyor. Yani yıpratılmak istenen sadece bir sonraki Genelkurmay Başkanı değil, bir sonraki olası Cumhurbaşkanı adayıdır aynı zamanda.
Asker, Çankaya’ya ilgili
GENELKURMAY’ın son açıklaması bana, şu an Çankaya’da görev yapan Sayın Sezer’in seçildiği dönemdeki tartışmaları hatırlattı. Çankaya için seçim takvimin işlediği o günlerde, Genelkurmay Genel Sekreterliği’nden 14 Nisan 2000’de sert bir açıklama geldi. Açıklama, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’na atfen Hürriyet gazetesi manşetinde yer alan, Biz bu işte yokuz, başlığına cevap veriyordu. Açıklamada; Cumhurbaşkanı seçimleriyle ilgili olarak Silahlı Kuvvetler’in hiçbir fikrinin veya değerlendirmesinin olmamasının düşünülemeyeceğine yer verildi. Yani Genelkurmay, gelişmeleri yakından izlediğini ve Çankaya’ya kimin oturacağı konusunda kayıtsız kalmadığını açıkça ifade etti.
Son gelişmelere bu açıdan bakıldığında, savcılık iddianamesi ile ilgili tartışmalar tam da gündemini kaybettiği bir sırada Genelkurmay’ın yaptığı sert açıklama bize, olan bitende siyasi bir kuşku havası sezen Genelkurmay’ın, Çankaya’nın potansiyel adaylarından birine sahiplenme duygusu olarak da yorumlayabiliriz.
Önleri açılacak
ASKERİYEDE Kurmay Subaylık uzun ince bir yoldur. Önemli bir değişiklik veya terslik olmazsa, bir subayın mesleğinin kaçıncı yılında hangi göreve geleceği bellidir. Kimi zaman yaşanan sıra dışı gelişmeler, artık oturmuş olan bu sistemde kurmay subaylara beklenmedik kapılar da aralamaktadır.
Ali Baransel Bıçak Sırtı adlı kitabında konuyla ilgili ilginç bir anekdota yer verir. Yıl 1977’dir. O günün Başbakanı Süleyman Demirel, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Namık Kemal Ersun’dan hazzetmemektedir. Hükümet bir kararname ile Ersun Paşa’nın Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nı bitirir. Yerine 3 aday vardır. Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın da desteğine rağmen, önerilen isme Cumhurbaşkanı Korutürk sıcak bakmaz. 29 Ağustos’ta 3 komutan da emekli edilir. Eşi ağır hasta olan ve emeklilik için İzmir’den ev alıp taşınma hazırlığı yapan Kenan Evren, hiç de beklemediği anda, önce Kara Kuvvetleri Komutanı, ardından Genelkurmay Başkanı olur. Gerisini zaten biliyorsunuz.
Aynı durum, Özal’ın aktif Irak politikasına karşı çıktığı için 3 Aralık 1990’da Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa eden Orgeneral Necip Torumtay’dan sonra da yaşanır. Emeklilik planları yapan Orgeneral Doğan Güreş’e Genelkurmay Başkanlığı yolu açılır.
Kısacası, yukarılarda yaşanan bu tür sürpriz gelişmeler genç subayların önünü açar. Heyecan oluşturur. Genç subaylar TSK’nın hem mensuplarına sahip çıkmasını, hem de önlerinin açılmasını ister. Bu yüzden, Ankara’daki tabloyu onlar da yakından takip eder.