SPOR basınımız, Milli Takımımızın Avrupa Şampiyonası grup elemelerindeki maçlarını tarafsız sahada ve seyircisiz oynanmasına yönelik FIFA kararını oldukça ağır bulmuştu. Kararın ağır olduğuna ilişkin öne sürülen gerekçelerin büyük bölümü, bu akşam Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynanacak Fenerbahçe-Beşiktaş maçıyla anlamını yitiriyor. Nasıl mı?
Bir Fenerbahçeli olarak, vaktim oldukça maçlara gitmeye gayret ediyorum. Gelin görün ki, güvenlik gerekçesiyle hiçbir Beşiktaş taraftarının stada alınmayacak olmasına hem üzüldüm, hem şaşırdım.
Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi aynı şehrin iki güzide takımının taraftarlarının, Avrupa’nın en güzel stadyumlarından biri olduğu ifade edilen Fenerbahçe Stadı’nda güven içinde maç seyretmeleri temin edilemeyecekse, Beşiktaş taraftarlarının sahaya yaklaşması polis zoruyla engellenecekse, FIFA’nın benzer gerekçelerle aldığı kararı eleştirmeye kimin ne hakkı var.
Kendi kalesine gol...
BEŞİKTAŞ seyircisinin can güvenliğini garanti edemeyenler, Türk ve Yunan Milli Takımları arasında oynanacak maçın güvenliğinin kusursuz sağlanabileceğini nasıl ve hangi yüzle iddia edecekler. Bu bir çelişki değil mi? Ortaya çıkan bu görüntü, FIFA kararlarına karşı Türkiye’nin kendi kalesine gol atması anlamına gelmiyor mu? FIFA’yı haklı çıkarmıyor mu? Hiçbir işi adam gibi yapamadığımızı göstermiyor mu?
Sportif açıdan ezeli rekabet içinde olan her iki takımın taraftarları tribündeki yerlerini alıp takımlarını destekleyemeyeceklerse, bu maçın derbi özelliği, heyecanı, ev sahibi takım açısından elde edilecek galibiyetin doyumsuz keyfi nerde kaldı? Kaldı ki, rakip takım taraftarlarının maça sokulmamasının haksız rekabete yol açtığını ve derbi anlayışına yakışmadığını düşünüyorum.
Bir sonraki maçta İnönü Stadı’na da Fenerbahçe seyircisi alınmaz, böylece adalet sağlanmış olur diye düşünmek sorunu çözmez. Olsa olsa, sorunlardan kaçarak başını kuma gömmek olur.
FIFA’nın aldığı kararla, İstanbul İl Güvenlik Kurulu’nun aldığı karar arasında çok fark göremiyorum. Her iki karar da; Türk seyircisi adam gibi maç seyretmeye lâyık değildir sonucunu ortaya koyuyor.
Kaldı ki, Türk Milli Takımı’nın aldığı ceza nedeniyle maçlarını seyircisiz oynayacak olmasına kızarak, seyircinin ne kabahati vardı diye soranlar, üç-beş kendini bilmez seyirci yüzünden binlerce Beşiktaş taraftarının maçı tribünde seyretmesinin engellenmesini nasıl izah edecekler?
Sürçü lisana çözüm...
GELELİM diğer bir konuya. Perşembe günkü yazımı yazarken, bilgisayarım beni mahcup etti. Bazı kelimeleri kullanırken daha dikkatli olmalıyım diye düşündüm. Karşımda bir metal yığını değil, sanki beni sözlüye kaldırmış bir öğretmen duruyor gibi hissettim.
Neyse konuyu uzatmadan sadede geleyim. Perşembe günü yayınlanan; Öteki Türkiye’nin içler acısı hali... başlıklı yazımda, ülkemizde bir kalem ve kitap alamayacak kadar yoksulluğa mahkûm edilenlerin halini anlattıktan sonra, yazımı; Şimdi söyleyin... Bu olayları kimlere ithaf edelim? Bir kalem ya da kitap alamayacak kadar yoksulluğa mahkûm edilenlere mi, yoksa kamu mallarını tırtıklayarak servet yapan, gençlerin hayallerini, ülkenin geleceğini çalan insanlara mı sorusuyla bitirmiştim.
Cümlede geçen tırtıklamak kelimesini yazdıktan sonra, baktım kelimenin altında, dilbilgisi açısından ‘hatalı yazım’ anlamına gelen kırmızı çizgi belirdi. Yanlışlık bunun neresinde diye düşünürken, hatanın ne olduğunu görmek için kelimenin üzerine tıkladığımda; Argo veya kaba söz... notu çıktı karşıma.
Merak bu ya; son günlerin tartışılan kelimelerinden lan ifadesini yazarsam acaba bilgisayarım bir uyarıda bulunur mu diye düşündüm. Baktım ki, aynı uyarı ona da geldi. Microsoft Office Word 2003 programının mahareti tüm bunlar. Günlük hayatta konuşurken kimi zaman kırdığımız potları düşününce; Keşke insanlara da bu tür programları yükleme imkânı olsaydı...” diye geçirdim içimden.
Nasıl olurdu acaba?