KIBRIS'TA referandumun sonuçlarının belli olmasından sonra gecenin ilerleyen saatlerinde KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş aleyhinde yapılan gösterileri görünce, Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkök'ün iki hafta önce yaptığı basın toplantısını hatırladım.
Belli çevrelerin beklentilerinin aksine Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkök, o toplantıda oldukça dengeli bir üslup kullanmayı tercih etmişti. Bazı çevreler, Türkiye'nin MGK toplantılarında altı çizilen hassasiyetlerinin planın referanduma sunulan haline yansımadığı gerekçesiyle Paşa'nın hayır istikametinde açıktan veya imalı bir görüş yansıtması beklentisine girmişlerdi. Hatta işi vatan elden gidiyor, neredesin asker boyutuna vardıranlar oldu. Paşa ne evet, ne de hayır yönünde bir görüş belirtti. Sadece Türkiye'nin hassasiyetlerini sıraladı.
Sayın Özkök o toplantıda devlet adamı sorumluluğu içinde hareket etti. Basın aracılığıyla tartışma yoluna gitmedi. TSK üzerinden prim yapmak isteyen çevrelere fırsat vermedi. Başında bulunduğu TSK'nın konuyla ilgili görüşlerini ve hassasiyetlerini, dünkü toplantıyla birlikte tarihinde ilk kez otuz gün içinde dört kez toplanan MGK'da ifade etti. Yapılan Anayasa değişiklikleriyle MGK'nın ayda bir değil, iki ayda bir toplanması gerekiyordu. Hükümet kanadı bunu dert etmedi. Milli dava ülkenin bu önemli kurumunda defalarca enine boyuna masaya yatırıldı. Siyasi iradenin eli güçlendirildi. Sonunda Türkiye kazandı.
Denktaş'a olan...
EĞER Sayın Özkök o toplantıda açıkça hayır istikametinde bir görüş belirtmiş olsaydı, Ada'da bir çözüm için beklentiye ve havaya girmiş olan Kıbrıslı Türkler kim bilir Ada'daki Türk askerine karşı antipatik bir tutuma da girebilirdi. Kimi odaklar bunu tahrik edebilirdi. Tıpkı Denktaş'a olduğu gibi.
Baba oğul Denktaş'ların Ada'da düştüğü duruma başında bulunduğu kurumu temsilen MGK'ya katılan hiçbir isim düşmedi. Başbakan Sayın Erdoğan'ın da ifade ettiği gibi, Sayın Denktaş Cumhurbaşkanı olarak tarafsızlığı kalabilseydi, ülkedeki ağırlığını da koruyabilirdi. İşte Sayın Özkök'ün açıklamalarını bu açıdan önemsiyoruz. TSK'nın açıktan hayır dediği bir yerde Ada'da evet çıksaydı, bugünkü manzara o kadar iç açıcı olmayabilirdi. Paşa'nın Ankara'dan gördüğünü, Denktaş Lefkoşa'dan göremedi.
New York görüşmelerinin başlamak üzere olduğu günlerde (11 Mart 2004) yayınlanan 'Kıbrıs'ta al (ma), ver (me) süreci başlarken başlıklı yazımda; Birçok yorumcunun aksine, ben bu süreçten Türk tarafının karlı çıkacağını düşünüyorum. Müzakere süreci, iki farklı kesimin Ada'da yaşadığını dünyaya yansıtması adına yararlı olacaktır. Bu aşamadan sonra Ada'da bir uzlaşma sağlanamamış olsa bile Ada'daki Türk varlığı tescillenmiş olacaktır. Ada'nın tamamını temsilen AB'ye girme hakkını elde eden Rum kesiminin, konu referandum aşamasına geldiğinde planın reddi konusunda oy kullanacağını, Türk tarafının ise onaylayacağını düşünüyorum. Planın Rum tarafında onaylanmaması Türk tarafına kendi kaderini belirleme (self determination) hakkı verecektir' demiştim.
Aynı yazının sonunu, 'Anadolu'yu da verseniz, dünyada bir Türk kalsa bile yine de rahat etmeyeceklerdir' diye bağlamıştım. Referandumda Rum Kesimi'nin yüzde 75 oranında hayır dediğini görünce, bu ne öfke dedim. Kazara her iki taraftan da evet çıkmış olsa, bir avuç Türk bir nefret adasının ortasında yapayalnız kalacaklarmış.
AB'ye girmeyi her şey sanan KKTC'li yurttaşlarımıza da bir çift hatırlatmam var. Yunanistan AB üyesi olduğu için Batı Trakya'da yaşayan Türkler de doğal olarak AB vatandaşı. Bir bakın bakalım, çok mu huzur içindeler. Uğradıkları ayrımcılıkları, Yunanlılar'la aralarındaki gelir dağılımına bir görün. AB ortasında çifte standart nasıl oluyormuş bir bakın.
KKTC kazandı...
REFERANDUM şunu göstermiştir. Türkiye 1974 Kıbrıs Harekatıyla kol kanat gerdiği Kıbrıs Türkleri'ne, referandumun bu şekilde sonuçlanmasıyla sınırları iyice belirginleşmiş bir vatan toprağını da ebediyen hediye etmiştir. Ankara'daki yetkililer doğal olarak kameralar karşısında her şeyi açıkça söyleyemiyorlar. İzlenen stratejinin başından itibaren en ince ayrıntısına kadar MGK'da değerlendirildiğinde ve işin bu noktaya geleceğinden emin olduklarında kuşku yoktur. Bu aynı zamanda, devlet kurumları arasındaki uyumun başarılı bir yansımasıdır. Çok kritik bir tarihsel eşikte KKTC'nin önün açılmıştır. Türk askerine artık kimse Ada'dan çık diyemeyecektir.
Sanıyorum dünkü MGK'da hem asker, hem de sivil kanat, büyük bir yükün altından hep birlikte ustaca kalkmanın keyfini yaşamışlardır. Hepinize tebrikler...