TARİHİ olaylarla ilgili, 'keşke şöyle olsaydı...' demek anlamsızdır. Önemli olan ders çıkartmaktır. 28 Şubat da bu bağlamda değerlendirilmelidir.
28 Şubat'ın aktörlerinden dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, sürecin 11 Ocak 1997'de başladığını söyler. O gün Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e Genelkurmay karargahında irtica kapsamlı brifing verilir. Özkasnak emeklilik sonrası ilk röportajında; '28 Şubat'ı küçümseyenlerin bilmesi gereken gerçek şudur: Cumhuriyete karşı irticai faaliyetlerin kaynağı olan partilere 18 Nisan 1999 seçimlerinde oy desteği düşmüşse, bu 28 Şubat sayesinde olmuştur...' der. (Milliyet, 16 Ocak 2001)
Öyle olmadı...
ÖZKASNAK 28 Şubat'ı değerlendirmekte acele etti. Nitekim sadece 1 ay sonra, 28 Şubat'ı desteklemeleri karşılığında bankaları hortumlamalarına ve kamu kaynaklarını talan etmelerine göz yumulanların neden olduğu Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizi patlak verdi. Ardından tüm siyasi dengeler alt üst oldu. Oy desteği düştü denilen parti tek başına iktidara geldi.
Gazeteci Can Ataklı, 28 Şubat'ın aktörleriyle, sermaye çevreleri ve basın arasındaki ilişkiyi deşifre etti. Karargah talimatlarıyla manşetler atıldığını itiraf etti. Muhalifleri sindirmede hukuk kullanıldı. Nasıl hatırlanacaklar
GAZETECİ Ergun Babahan; 28 Şubat ve Özkasnak Paşa başlıklı yazısında, 'Özkasnak, 28 Şubat döneminde Türkiye'nin nasıl bir yağma sürecine girdiğini bilmezden geliyor. Banka hortumlarının bu dönemde doruğa çıktığını, kamu kaynaklarının utanmazca yağmalandığını fark etmemiş görünüyor. Türkiye'de gazeteciler onu, medya yöneticilerine açtığı hakaret ve tehdit dolu telefonlar, gazetecileri süngüye oturtup Taksim Meydanı'nda dolaştırma arzusuyla hatırlayacaklar...' diye yazdı. (Sabah, 14 Şubat 2006)
Cumhurbaşkanı Demirel 25 Aralık 1999'da süreci değerlendirmek üzere basının karşısına geçti. 2000'e Girerken Türkiye başlıklı 244 sayfa tutan konuşmasında, 57. Hükümeti yere göğe sığdıramadı. Halbuki aynı günlerde kamu kaynakları Demirel'in hiç de yabancı olmadığı isimler tarafından amansızca yağmalanmakta, tarihin en ağır ekonomik ve siyasi krizi kapıya dayanmaktaydı.
Meclis, Demirel'in görev süresini uzatmadı. Milletin sağduyusu 28 Şubat'ın tüm siyasi aktörlerini sandıkta tasfiye etti. Süreçte öne çıkan generaller holdinglerde işbaşı yaptı. Olan yine millete oldu. İşsizlik ve sefalet tavan yaptı.
Osmanlı Devleti'ni soyanlar şeriat elden gidiyor yaygarası çıkarmışlardı. O zaman moda oydu. 28 Şubat'ta aksi oldu. Kamuoyu bir yandan irtica haberleriyle meşgul edilirken, öbür yandan devlet soyuldu. CHP tarafından hazırlanan, Banka Kara Deliği Araştırma Komisyonu Raporu, soygunun başlangıcı olarak 1997 yılını, yani 28 Şubat sonrasını gösterdi. Diğer vurgunlar bir yana, sırf el konulan 22 bankanın Türk halkına maliyeti 45 milyar doları aştı.
Bunlar olmazdı?
28 Şubat birçok açıdan değerlendirilebilir. Örneğin 28 Şubat olmasaydı; dini istismar ederek ticari kalpazanlık yapanları tanımak bu ölçüde mümkün olmazdı. Dini ve milli hassasiyeti yüksek insanlar yetiştirilmesine yönelik sivil girişimler bu kadar önem kazanmazdı.
28 Şubat olmasaydı, siyasi hareketinin temelini daha ilk günden Batı karşıtlığı üzerine kuran partiler AB ipine sarılmazdı. Demokrasinin kıymeti bu kadar anlaşılmazdı.
Ali Şen'e göre, 19 Şubat krizinin yıkıcı etkileri olmasaydı, Genç Parti (GP) diye bir parti olmazdı. GP Türkiye'nin siyasi yapısını değiştirdi. DYP, 146 bin oy daha alsaydı, 82 milletvekili ile meclise girerdi. GP olmasaydı, AK Parti tek başına iktidara gelemezdi.
Pazar günü Süleyman Demirel CNN Türk'te konuktu. Türkiye'nin yaşadıklarıyla Demirel'in anlattıkları örtüşmüyordu. Dayanamadım TRT1'e geçtim, kovboy filmi seyrettim.
Olaylar henüz çok taze. Bakalım tarih kimi nasıl anacak? Milli Şairimiz Mehmet åkif; 'Tarih tekerrür edermiş diyorlar. Hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi' der. Tekrarıyla ilgili emareler varsa da, ders alınıp alınmadığını hep birlikte göreceğiz.