KIRLANGICIN biri her nasılsa bir adama aşık olur. Penceresinin önüne konar ve ona duygularını açarak ilan-ı aşk eder.
- Seni çok seviyorum. Lütfen pencereyi aç ve beni içeriye al der.
Adam:
- Alamam... Bir kuş hiç insana aşık olur mu diyerek reddeder.
Kuş ısrarcı olur. Günlerce pencere önünde dil dökerek bekler. Adam sonunda kuşu kovar. Kuş boynu bükük oradan ayrılır.
Kuş gözden kaybolur kaybolmaz, adam onun yokluğunu hissetmeye başlar. Kendisini sevdiğini söyleyen ve onunla birlikte yaşamaktan mutlu olacağını ifade eden bir varlığa karşı haksızlık yaptığını düşünür.
Büyük bir pişmanlıkla pencereyi sonuna kadar açarak, kırlangıcın gelip içeriye girmesini bekler. Günler, haftalar, aylar geçer, fakat kırlangıç gelmez. Ertesi yaz kırlangıçlar yeniden ortaya çıksa da, onun kırlangıcı görünmez.
Sonunda bir bilge kişiye sıkıntısını açarak derdini paylaşmak ister. Bilge kişi olan biteni dinledikten sonra şöyle cevap verir.
- Kırlangıçların ömrü 6 aydır. O artık yoktur. Ertelemeyin...
KISACASI dostlar, aşkta yarın yoktur. Her ne söylemek istiyorsanız sevdiklerinize, belki o gün, bugündür. Kalp ve gönül kapınızı hiçbir zaman kapatmayın. Bugün kapınızı çalanlar, yarın uğramaya vakit bulamayabilirler.
Kim bilir belki de aşk, varlığın değil, yokluğun acısıdır. Aşkı bu kadar derin kılan belki de budur. Kavuşamama endişesidir. Kalbin diğer yarısı...
HİÇ düşündünüz mü? Neden insanların eli, ayağı, gözü, kulağı, dudağı gibi birçok organı çift olduğu halde, en hayati organı olan kalbi bir tanedir.
Acaba Yaradan, onun diğer yarısını bir başkasına vererek gidip bulmamızı arzulamış olabilir mi? Aslında aşk, insanın kendisini tamamlama düşüncesi olabilir mi?
Kalbin diğer yarısına ulaşılamamış olsa da, karınca misali yapılan bu yolculuk, hayatın kendisi olabilir mi? Aşkından kendisini dağlara vuran Mecnun, gerçekte Leyla'sını ararken, aslında kalbinin diğer yarısını arıyor olabilir mi? Size ait olan o mu?
HİÇ kuşku yok ki, aşık sayısınca aşkın tarifi var. åşık sayısınca belki ayrılık var. Dünyadaki kadın ve erkek sayısındaki oransal eşitlik, aynı zamanda kalbin öteki yarısını ifade ediyor olabilir mi? Kalbimin diğer yarısı diye sarmalandığınız o kalp, hakikatte size ait olabilir mi?
İçinizdeki acı, Kaf Dağı'nın arkasında sizi bekleyen öteki yarınızın sızısı olabilir mi? Aşkın doyumsuzluğu, aslında yerinin doldurulamamış olmasında olabilir mi? Sevgi özen ister...
GÜNÜN birinde bir çiçekle su karşılaşır ve birbirine aşık olur. Her ikisi de ilk kez aşık olmaktadır. Çiçek aşkından etrafa güzel kokular saçar.
Bir gün çiçek; Acaba su beni seviyor mu diye düşünürken, su; Tabi ki seni seviyorum der. Çiçek, Ben de seni seviyorum der. Günleri neşe içinde akıp gider.
Gün gelir, çiçek etrafa güzel koku saçamaz olur. Hastalanıp yataklara düşer. Rengi solup sararır. Su başında bekler çiçeğin. Belli ki, artık çiçek ölecektir. Çiçek son kez zorlukla başını döndürerek suya; Seni gerçekten seviyorum.. der.
Doktor muayene eder çiçeği. Hastanın durumu ümitsiz, artık elimizden bir şey gelmez der. Su, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalığı merak eder. Doktor, Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü ondandır... der. Su anlar ki, sadece seni seviyorum demek kafi gelmemektedir. Sevgi nüfuz etmedikçe sevgiliye, yanında bile olsa, onu hayata bağlamaya yetmemektedir.
Sözün kısası dostlar; sevdiklerinizin sadece yanında olmak, onları hayata bağlamaya yetmeyebilir. Sevgi sineye nüfuz edilmek ister. Sevdiklerinize, onları ne kadar sevdiğinizi ifade etmekte gecikmeyin. Sadece sözünüzle değil, özünüzle de onların yanında olduğunuzu fark ettirin.
Yarın geç olabilir?