|
Orhan Gencebay’la yaptığımız sohbetimizin ikinci bölümündeyiz. Bu kez Gencebay’ın milyonları peşinden sürükleyen şarkılarını ve müziğini sorguluyoruz.
Gencebay, “Arabesk Kralı” diyenlere inat cevap veriyor: “Ben Arabeskçi değilim benim müziğim sentezdir...”Arabesk ismini ben koymadım. Bu yakıştırma, benim yaptığım çalışmayı anlatamaz. Bu kavram hem yeterli değil, hem de yanlıştır.
Peki, nedir farkı müziğinizin?
Arabesk’in kelime anlamı Arap etkinliğine karşılık gelir. Arap etkinliği eski Mısır’dan yayılan bir etkinliktir. Yâni Firavunlar döneminden yayılan bir etkinliktir. Araplar’ın Türkler’le ilişkileri var. Türkler de onları etkilemiş. Din yoluyla, kültür yoluyla birbiri- mizle bir hayli beraberliğimiz var. Benim böyle bir derdim yok. Ben böyle bir şey yapmadım. Müziğime arabesk denilmesi yanlış ve saçma bir şey... Arabesk’in sözlük anlamı biraz evvel ifade ettiklerimiz. Fakat öyle bir hale geldi ki, ‘Arabesk adam’, ‘Arabesk yaşam’, ‘Arabesk cümleler’ gibi sözlerle olumsuzluğun yaftası haline getirildi.
Olumsuzluk 30-40 yıldan beri mi var?
Olumsuzluk ve çirkinlik dünya kurulduğundan beri var. Ben kendimle ilgili olarak böyle bir şeyi reddediyorum. Benimle Arabesk’in hiçbir alâkası yoktur... Ben halk müziğinden, sanat müziğinden Batı müziğinden yararlanıyorum. Ortadoğu’dan, Adriyatik’ten Çin’e doğru giden bütün kültürlerden yararlanıyorum. Osmanlı buraları etkilemiş ve korumuş, onun da bilgisine sahibim... Osmanlı bir sentezdir. Osmanlı, bütün bu hafızadaki değerleri bünyesinde en üst düzeyde korumaya çalışmıştır... İşte benim müziğim de bu sözünü ettiğim coğrafyanın, kültürün sentezidir.
ROMANTİZMİN HİÇBİR ZAMAN ÖLMESİ MÜMKÜN DEĞİL
1970’lerden günümüze toplumun değerleri çok değişti. Hayat daha yalın yaşanıyordu. Romantizm konusunda ne düşünüyorsunuz?
70’li yıllarda romantizm daha farklıydı. İnsanlar bile birbirleriyle konuşurken, kırmadan konuşmaya çalışırlardı. Duygu alanı genişti...
Sizce romantizm öldü mü?
Romantizm bence icratında, yorumunda bir farklılık yaşıyor. Hiçbir zamanda ölmesi mümkün değil. Kutupsallık var. Meselâ, Tao kutupsallık prensibini koymuştur. Çok doğrudur. Var olan her şey çift unsurdan yaratılmıştır. Dolayısıyla insanda da kadın ve erkek olarak bir araya geldiği zaman nesli yürüyecektir. İkisi birbirini severse, doğacak olan çocuk daha güzel korunacaktır. Sevgi korur çünkü.
Yani, romantizm sadece kişisel aşka dair kavram değil öyle mi?
Elbette ki, önce böyle bakmak lazım. İnsan ilişkilerinde yumuşaklık, daha kalp kırmama özeni vardı ve sevgiler de daha nazikçe ifade edilebiliyordu. Şimdi kabaca ifade edilmiyor, belki ama şimdiki şartlar farklı. Daha direkt söylenebiliyor. Bunu karşıdaki daha direkt anlayabiliyor. Kaba bir lâf ama, alan da satan da, razı derler ya. Böyle bir döneme geldik. Bugünün şartları 70’lerden çok farklı.
Üstelik 70’lerde Türkiye’nin siyasal yapısı da çok farklıydı. Bizi sağ-sol diye ayırmaya çalışmışlardı. Deneyler yapıldı. Ben 70’li yıllarda kuvvet kazandığımıza inanıyorum. 70’li yıllarda o olayları yaşamamız, ondan sonraki zamanlarda yaşadığımız olumsuzluklara karşı bir aşıdır. İyi ki yaşamışız. Büyük yara almadan şu anda bu olayları daha güçlü karşılayabiliyoruz, göğüsleyebiliyoruz. Çünkü, bizim yumuşak karnımızın sağı-solu yok. Alevi, Sünni’si yok. Kürt, Türk, Laik, Anti-laik gibi deneyler yapıyorlar. Ama ben bunların muvaffak olacağına kesinlikle inanmıyorum. Çünkü genel olarak baktığımızda, Türkiye’nin yapısında yine insana bir saygı var. Bizim geleneklerimizden gelen bir sevgi var.
Hazır sevgi ve romantizm konuşuyorken sorayım; aşklarınız çok oldu mu?
İnsan, birkaç defa âşık olabilir hayatında. Ama benim aşklarım fazla değildir... Benim bir çocukluk aşkım vardı, bir de Sevim (Emre) Hanım...
Romantizm ve aşk dedik ama günümüzde artık bilgisayarda bile beste yapıyorlar. Buna nasıl bakıyorsunuz?
Ben bilgisayarda beste yapılmasına rıza göstermiyorum. Olabilir ama tamamiyle orada beste yapılmasına razı değilim. Ben de bilgisayarda beste yapmayı hiç düşünmüyorum. Sazımla beste yapmayı tercih ederim. Bilgisayar harika bir şey, büyük getirileri var ama duygu alanında da değiştirdiği çok şey var.
İnsan yerine konulamaz değil mi?
Kesinlikle. Bilgisayarı yöneten insan aslında. Ancak insanın yarattığı bilgisayar öyle bir hale geldi ki, sistem olarak teslim alabilir insanı... Ona esir olduğunuz zaman kendi yarattığınıza esir olmuşsunuz anlamı çıkıyor. Ben diyorum ki, bilgisayarı yine kullanalım ama ona teslim olmadan kullanalım diyorum. Her şeyi bilgisayarla yapmayalım, karşıyım ona ben. Çünkü bizim duygumuzu bilgisayarla almak, insanın duygusunu almak mümkün değil.
ULUSAL DEĞERLERE SAHİ ÇIKALIM
Fakat bu şekilde kullananlar var.
Duygunun kaybolduğu anlardan bir tanesi de budur. Tabii, toplumda yozlaşma dediğimiz konu, ne yazık ki, toplumda bu da var.
Siz kendinizi toplumsal yozlamadan nasıl koruyabiliyorsunuz?
Ben olduğum gibi karşılamaya çalışıyorum her şeyi. Şunu biliyorum ki, bu dünyada doğdum, yaşıyorum, öleceğim ve Türkiye vatandaşıyım, Türk’üm... Ben bu değerlerle yaşadım. Kendi değerlerim içinde değerlendiriyorum her şeyi. Yakın ilgiyle takip ediyorum. Toplumumuzun ekonomik kaygılardan dolayı zorluklar içinde olduğunu görüyorum.
Bunu aşmak için bazı manevi değerlerinin üzerinde durmaya çalıştığını görüyorum. İnsani değerlerimiz, tarihten gelen kültürümüz var meselâ... ‘Aman diyene kılıç kalkmaz’ diye bir söz var. Yardım etmek gibi değerlerimiz vardır. Bunun gibi çok değerlerimiz vardır. Komşunla iyi geçin, insanlara değer ver. Hacca giderken ve gitmeden önce ailende varsa muhtaç ona yardım et, sonra komşunda varsa, sonra toplumda varsa, ondan sonra gideceksen git. Bunlar yardımlaşmanın güzel örnekleri, daha bunun gibi işte imece vs... Bu değerlerin toplumda kaybolmadığını görüyorum ve şu anda toplumumuzu ayakta tutan, ekonomiyle ilgili özellikle her ailede, her sülalede bazı güçlü kişilerin ailesine sahip çıkmasından kaynaklandığına inanıyorum. Eğer onlar olmasaydı biz daha çok zarar görürdük. Bu da yine bizim değerlerimize sahip çıktığımızın göstergesidir.
Röportaj: Hakan AKPINAR
Fotoğraflar: Murat ÇETİN
Orhan Baba Efsanesi 3 : 37 yılda 300 milyon albüm sattı
|