2 Eylül 2010, Perşembe
Yazarlar
 Anasayfa
 Yazarlar
 Dizi / Röportaj
 Güncel
 Politika
 Ekonomi
 Gündem
 Sağlık
 Magazin
 Dünya
 Spor
 TV Yayın Akışı
 Hava Durumu

Arama

  Ara

 Arşiv
 

ÇOK OKUNANLAR

 
7  17 27  30 35  46
11/04/2009
 
2 12 14 25 26 2
15/04/2009

 

AÇIK DEFTER
   
‘Bomba’nın romanı

11.09.2005

BEŞİR AYVAZOĞLU
besir_ayvazoglu@yahoo.com


    BİRDEN büyük bir patlamayla bütün İstanbul sarsılmış, kafalar, kollar, bacaklar havada uçuşup dehşet içinde kaynaşan kalabalığın üzerine yağmıştı. Tahsin Paşa’nın anlattığına göre, Cuma namazından sonra, Şeyhülislâm Cemaleddin Efendi tarafından ayaküzeri lâfa tutulduğu için Yıldız Camii’nden birkaç dakika geç çıkan ve bu gecikme sayesinde mutlak bir ölümden kurtulan Sultan Abdülhamid, hiç korku ve telâş eseri göstermemiş, binek taşına geldiği sırada, neye uğradıklarını şaşırmış halde cesetlerin arasında oraya buraya koşuşan insanlara, kalın ve gür sesiyle “Korkmayın! Korkmayın!” diye seslendikten sonra, Cuma Selamlığı dönüşlerinde her zaman kendisinin kullandığı arabaya binerek saraya dönmüştü.
Selâmlık Resm-i Âlîsi de denilen Cuma Selâmlığı törenini Merasim Dairesi’nden seyreden elçiler ve öteki yabancılar, soğukkanlılığına hayran oldukları padişahı samimiyetle alkışlamışlardı. Çünkü, bir arabaya yerleştirilen bombanın patlatıldığı yer ve saat, onun hedef alındığını açıkça gösteriyordu. Tarih, 21 Temmuz 1905’ti, yani tam yüz yıl önce...
Bu korkunç suikastı düzenleyen Troşak adlı Ermeni örgütünün militanları ve saatli bomba düzeneğinin yapımında onlara yardım ettiği anlaşılan Charles Edouard Jorris adlı Belçikalı anarşistle karısı Anna, çok kısa bir sürede yakalandılar. Polisin başarısı, bu militanların aslında adım adım izlendiklerini gösteriyordu; ancak, belki de kimlerle temas ettiklerini öğrenebilmek için bir süre istedikleri gibi hareket etmelerine göz yumulmuştu. Bu arada küçük bir ihmal veya bir yanlış anlama yüzünden suikastın önlenemediği anlaşılıyor. Sonuç yirmi altı ölü, eli sekiz yaralı...
Korkunç Plan
JORRİS ve Ermeni militanlar sorgulanınca korkunç gerçek anlaşılmıştı: Troşak örgütü padişahı öldürmekle kalmayıp Babıali, Galata Köprüsü, Tünel, Osmanlı Bankası ve Cercle d’Orient’ın yanı sıra, bazı yabancı elçilik binalarını havaya uçurarak İstanbul’u kan ve ateşe boğmak istiyordu. Bu akıl almaz planın amacı, bazı Avrupa devletlerinin müdahalesini sağlayarak Ermeni meselesini hallettirmekti. Reha Çamuroğlu, Sultan Abdülhamid’in bu komployu çok önceden fark ettiği kanaatindedir. Bir Anlık Gecikme adlı romanında, bunun için, Sultan Abdülhamid, İstanbul’da büyük bir güç odağı olan hamal taifesini, Ermeniler tarafından çıkarılacak bir karışıklık esnasında, daha önceki patırtıda olduğu gibi, harekete geçirmek isteyen Necip Melhame Paşa’yı azarlıyor.
İnanması güç ama, Sultan Abdülhamid, hayatına kasteden ve o kadar insanın ölümüne sebep olduğu için idama mahkum edilen Jorris’i, Avrupa’da Ermeniler tarafından bir efsane haline getirilmesini önlemek için affedip maaşa bağlayarak karısıyla birlikte ülkesine göndertmiştir. Tahsin Paşa’nın anlattığına göre, her şeyi itiraf ederek Troşak örgütünce hazırlanan korkunç komplonun ortaya çıkarılmasını sağlayan bu Belçikalı anarşist, Abdülhamid’in Avrupa’daki ajanlarından biri olarak yıllarca Ermeni komitelerinin faaliyetleri hakkında saraya faydalı bilgiler ulaştırmıştı.
Reha Çamuroğlu, söz konusu romanında, tarihe “Bomba Hadisesi” adıyla geçen bu suikastın arka planını, Charles Edouard Jorris’i merkeze alarak anlatıyor. Hadisenin bilinen seyrine sadık kalınarak yazılan polisiye tadındaki bu kısa ve sürükleyici romanda, yazarın muhayyilesi ayrıntılarda devreye girmektedir. Jorris’in karısı Anna, sevgilisi Latifet ve Ermeni komitacılarla ilişkileri, onu adım adım takip eden Çerkez Cevat, Pomak Necmi ve Aranavut Rüstem gibi becerikli polis ve hafiyeler, Dersaadet hamalları...
Çamuroğlu, özellikle Sultan Abdülhamid’in Jorris’i huzuruna kabul ettiği sahneyi ustaca anlatıyor, Aslında bu kabulde neler konuşulduğunu bilmiyoruz. Çamuroğlu tarihçi kimliğiyle Abdülhamid’in Belçikalı anarşiste neler söylemiş olabileceğini kestiriyor ve romancı muhayyilesini kullanarak sahneyi tasarlayıp anlatıyor. Bana sorarsanız, bu sahnede gerçekçi bir Abdülhamid portresi çizilmiştir.
“Şanlı Avcı”
REHA ÇAMUROĞLU’nun romanına seçtiği isim de isabetli. Tevfik Fikret’in bombacı Ermenileri “Şanlı Avcı” diye alkışladığı ünlü şiirinin ismini bugünkü Türkçe’ye çevirirseniz, bu romanın ismini elde edersiniz: Bir Lâhza-i Taahhur.(Bir anlık gecikme)
Abdülhamid düşmanlığının -Bütün Jön Türkler gibi- körleştirdiği Tevfik Fikret, bu şiirini Meşrutiyet’in ilânından sonra yayımladığına göre, aradan geçen üç-dört yıl, “bomba”nın arkasındaki gerçeği kavramasına yetmemiş demektir. Romanın sonunda, o tarihte genç muallim teğmen olan tarihçi Ahmet Refik, Tevfik Fikret’i Aşiyan’da ziyaret ediyor. Ve Fikret, heyecanlı bir sesle, henüz bitiremediği “Bir Lâhza-i Teahhur” şiirinin şu mısralarını okuyor:

Ey şanlı avcı, dâmını beyhude kurmadın
Attın, fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!
.....
Bir darbe... Bir duman... Ve bütün bir gürûh-ı sûr,
Bir ma’şer-i vazî-i temâşâ, haşîn, akûr
Tırnaklarıyla bir yed-i kahrın, didik didik,
Yükseldi gavr-ı cevve bacak, kelle, kan, kemik...

Bugün yaşamakta olduğumuz bazı olaylara, “bomba”nın arkasındaki büyük komployu ve Abdülhamid’in yaklaşımını yeniden ve dikkatle analiz ederek bakmakta fayda vardır.







 






 
1.Sayfa | Hayattan | Gündem  | Yazarlar | Politika | Ekonomi  | Dünya  | Aktüalite  |  Spor | Künye


En basarili belediye baskanini siz seçin